Wednesday, May 30, 2007

“Sizi iş olsun diye boş yere yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi zannediyorsunuz???” (Müminun, 115)



Ölüm,
İnanan insana iki şeyi öğretiyor, adeta kafasına vurarak:
Sabır ve öğüt,
Gidene üzülüyorsun…
Geride kalan olarak sıranın bir kişi daha sana yaklaştığını hissediyor ve irkiliyorsun…


Fatih camii avlusu,
Musallada iki er, iki hatun kişi niyetine kılınmak üzere bekleyen dört cenaze,
Başlarında sessiz ve hüzünlü kalabalıklar, her biri birbirinden farklı hayatlar, yarı örtülü kara gözlüklü üzgün hanımlar ve beyler.
Biz de cenazemizin başındayız, acımız en az herkesinki kadar büyük…
Kalp hüzünleniyor ve göz yaşarıyor…

Cemaat cenaze namazları için cenazeler önünde saf tutuyor,
Gözlerim tanıdık birini ararken, kulağıma bir çift cümle ağırlık gibi takılıyor:

“İnancım yok o ayrı, saygı…”

İnanamıyorum duyduklarıma, defalarca beynimde yankılanıyor kelimeler, kafamda sıralanan bu sözcükleri hayal ediyor olmaktan ben, haya ediyorum, tekrar ve tekrar ve tekrar duyuyorum o sözü,
Gözlerim bu cesareti gösteren şahsiyete dönüyor
Zaten tarzı “ben inançsızım” diyen varlık, etrafına müzede orijinal eserleri izler gibi bakınıyor ardından yanındaki nurlu ve gözü yaşlı amcalarla saf tutuyor…
Acıyarak bakıyorum, bir çift yaş da onun için yuvarlanıyor yanaklarımdan,

Rabbim!! Diyorum içimden
Gizli suretimizi insanlıktan azade eyleme!
Bu cüreti gösteren gafile ne yapacağını elbet sen en iyi bilirsin,
Bilmiyorlar Rabbim!!
Bilseler yapmazlar; söylemezler bunları,
Seni tanımıyorlar, Rabbim…
Bizi affet,
Yanı başımızda duran ve uçurumdan kendini atmaya davrananlara elimizi uzatamadığımız, içlerinde yattıkları bataklıktan çekip çıkaramadığımız için bizi affet!!!

Thursday, May 24, 2007

ayıp oluyo ama gelinin yanında...

Dün 127’de yol boyu kitap okuyan ve okuduğu kitabın kapağını müsvedde bir kağıt ile kapatmaya çalışan yaklaşık 70’li yaşlarındaki pamuk yanaklı mavi gözlü teyzecim,

Solmuş deseniyle döpiyes takımın, sanki 60’larda yaşadıklarını üzerine yansıtıyordu.
Arkadan sıkma bağladığın eşarbından bembeyaz saçların gözüküyordu.
Seni yol boyu keyifle seyrettim, O beyaz nurlu yanaklarından öpmek istedim.
Sanki bir 50 yıl sonrasındaki kendi halimi sende gördüm…
Okuduğun kitabın hangisi olduğunu ne kadar saklasan da fark ettim, seni takdir ettim.
Karşında eli ve kafası boş oturan gençleri görüp üzüldüm,
Ömrünün her saniyesini kazanmaya çalışır gayretini fark edip seyrederken,
Karşındaki gençlerin o ömürlerini nasıl heba ettiklerini hissedip ürperdim…

Friday, May 18, 2007

Sabah Sabah şekerim...

Zeytinburnu istasyonundan metroya biniyorum, her zamanki gibi ortalara ilerliyorum, kapı önünde beklemek hiç âdetim değildir, oturma ihtimaliniz sıfırın altında % de 200 den fazladır, oturanların önüne geldiğinizde ise bir iki durak içerisinde oturma ihtimaliniz % 50dir. Otogar’a geldiğinde ise bilemediniz bu ihtimal % 80-90lara kadar çıkar…

Ortalara ilerliyorum, sabah saatleri daha bir yoğun ve orta kısımlara geçmek büyük gayret gerektiriyor, insanları yara yara ilerliyorsunuz, orta yaşın üzerinde bir bayan kucağında 5-6 yaşlarında bir kız çocuğu ile oturuyor. Çocuk afacan, yerinde durmuyor. Kadın “dur biraz bir durak sonra inicez zaten” diyor, bendeki sevinci görmeyin, oturacağımı anladım ya, başlarından kıpırdamıyorum, bir durak sonra dediği herhalde Merter’den sonra iner diyorum…

Merter’i geçiyoruz, Davutpaşayı’da…
Ardından Terazidere’yi de…
Ve Otogar’a geliyoruz.
Bir durak sonra ineceğini yüksek sesle dile getirmiş olan bayanda hiç hareket yok, karşısındaki koltuk boşalıyor Otogar durağında, yanımda ayakta duran bir başka bayan çeviklik yapıp oturuyor. Biraz da ben müsaade ediyorum, öyle boşalan koltuklara bir hamlede saldıran tiplerden oldum olası hoşlanmam, velhasıl boşalan yere hiç tenezzül etmiyorum.

Her neyse,
Bir durak sonra ineceğini söyleyen hanım taaaaa altı durak sonra, Sağmalcılar durağında iniyor…!?

Be mübarek, çocuğu ne diye kandırıyorsun??
Onu kandırdığın yetmiyor,
Umutlandırıp bi de beni kandırıyorsun,
Şimdi sabah sabah ayıp değil mi bu yaptığın burdan sorarım sana!!??

Wednesday, May 2, 2007

"Yalnız değilsiniz, çünkü..."

Milliyet Gazetesi, gazetenin köşe yazarlarının yer aldığı “Yalnız değilsiniz Milliyet var” temalı son reklâm filmlerinde Abbas Güçlü, Ece Temelkuran, Meral Tamer, Taha Akyol ve Can Dündar’ı oynatıyor.

Reklâm filmlerinin vermek istedikleri mesaj oldukça güçlü ve etkileyici, izleyicinin üzerinde haklı bir etki bırakıyor. Üniversite kapısından dönen lise birincileri, İstanbul’da toprağa gömülü olarak bulunmuş zehirli atıklar, ihale yolsuzlukları konu ediliyor.
Taha Akyol ve Can Dündar’ın oynadığı reklâm filminde ise Türkiye’nin sıcak bir mevzusu tartışılıyor, bira içtiği için bıçaklanmış bir üniversite öğrencisi ve kısa etek giydiği için polis tarafından dövülmüş bir lise öğrencisi…
Reklâm sloganları ise şöyle, “Hayır, kimse kimsenin hayat tarzına müdahale edemez ve saldırıda bulunamaz” bir diğeri ise “Modern bir demokraside ne devlet ne yurttaşlar, kimse kimsenin ahlak bekçiliğini yapamaz”

Haberlerin doğruluk payının ne olduğunu tartışmıyorum, bu konu habercilik ahlakını ilgilendirir beni aşar, araştıramam. Ama verdiği mesaj güzel, Türkiye modern ve demokratik bir ülke, kimse kimsenin bekçiliğini yapamaz ama bir eksik var ne dersiniz? Kimse kimsenin özgürlüklerini kısıtlayamaz, sanki en önemli bu husus atlanmış gibi, kimse benim veya annemin başındaki örtüye karışamaz, beni üniversitemden, annemi ordu evlerine girmekten çocuğunun müsamere programlarını izlemeye katılmaktan alıkoyamaz.

Milliyet, milletin gazetesi olmak istiyorsa 6. reklâmına böyle bir tema oluşturmalıdır...