Monday, June 18, 2007

ne yapsam, ne yapsam...

Ne kadar ugras verdim bilinmez, yeterince gayret gösteriyor muyum o da tartışılır ama kendimi bir türlü şu baş belası bilgisayar oyunlarından kurtaramıyorum, kendime inanamıyorum, (annem de inanamıyor) bi başına oturuyorum bakıyorum aaaa 3 saat su olmuş akıp gidivermiş, dersin başına kendimi bu kadar şevk ve iştiyakla oturtamıyorum, otursam bile güç bela, naz söz derken 1 saat olmadan fırlıyorum, ama oyun öyle değil işte... kızıyorum kızıyorum, yine bi bakıyorum oyunun başındayım, bak şimdi oyun oyun dedim, bu post bitince yine açıcam oyun oynayacağım, uyuşturucu gibi, morfin gibi bu oyunlar, zombi gibi kalkacağımı biliyorum başından yaklaşık 3 saat sonra ama...
Kalıbımı görsen inanamazsın, yakışmıyor böyle büyük büyük adamlara,
Hele bir ara daha vahimdi(k)m. karşılıklı geçiyorduk paşa ile, evde de iki bilgisayar olunca multiplayerdan karşılıklı oynuyorduk ne yemek ne ders ne iş ne güç, Allah'tan bilgisayarın birini evden postaladık da azcık rahatladık...
e nolduu??
Paşayı kaldırdım başından,
Şimdi sadece ben oynuyorum...

Friday, June 15, 2007

Öyle bir geçer zaman ki…

Zaman su gibi akıp gidiyor daha dün gibi gelen duygular yıllar öncesine ait,
Nasıl olduğunu anlamadan büyüdük,
Kendimi bildim bileli elimden kalemi defteri bırakmadım dile kolay tam 19. yılım okul hayatımda
Şikâyetin var mı diye sorun bir hele,
Yok, hem de asla…
Okumaktan o kadar mutluyum ki her defasında ilim ilim diye inlemeye hazır hissediyorum kendimi, ömrümü bu hal üzere tamamlamak her daim öğreniyor olmak istiyorum, peki ya öğretmek? işte o fasla geçmesem, hep tâlip olarak kalsam ne güzel olacak…
Hayat devam ediyor, birey olarak sorumluluk almak yaşamın en güzel tarafı,
Bugün yaşam sorumluluğu almamın 2. seneyi devriyesi ne çabuk geçti diyemeden geçti iki koca yıl, bir gün gelecek, Rabbim ömür ihsan ederse geriye dönüp baktığımda senelerin ne hızla geçtiğini görüp şaşacağım. Ne acı, insan olarak bunu fark edebilmek, ama hiçbir şey yapmamak,

ne gaflet!

Monday, June 11, 2007

neşeli günler

İnternet hayatımıza son sürat girdi, artık aklımıza takılan herşeyin cevabını arama motorlarında tuşlarken buluyoruz kendimizi. Ufak bir yemek tarifinden, kaçırılmış dizi bölümlerine, hava durumu takibinden iletişime kadar herşey bugün internetin marifetli sayfalarında.
Netin ilk ve en önemli işlevi ise iletişim, bugün ise insanlar bunu sonuna kadar kullanıyorlar, internet ortamında tanışıp evlenmiş ve iki yıldır da mutlu bir beraberlik sürdüren yakın bir arkadasım var mesela,

günün hatırası

Diyeceğim o ki, arkadaslıklar, gercekten kaliteli arkadaslıklar edinmek hiçte zor değil, dün mesela, netten tanıştığımız iki arkadasla ikinci görüşmemizi gerçekleştirdik, bi baktık megerse ne kadar yakın ve ne kadar benzermişiz, gezdik, bolbol resim çektik, sohbet ettik. Memnun ve mutlu yüzlerle birbirimizden ayrılırken ne kadar güzel bir birliktelik yaşadığımızı düşündüm yol boyu, yorgunluktan sızlayan dizlerimin ağrıları arasında :))

Monday, June 4, 2007

yemek için mi yaşam, yaşam için mi yemek??

herhalde hiç kimse yemek için yaşadığını söylemez, ya da istisnalar olsa da, hayatını sadece ve sadece yemek yemekle anlamlı kılan pek kimse yoktur, peki ya sadece yaşamını sürdürmek için yemek yiyen...
bu soruya en uygun cevap ben oluyorum sanıyorum, sadece ölmeyecek kadar yemek yiyorum, hatta bazen yemezsem öleceğimi hissettiğim için yiyorum, kimi zaman akşam olup yatağıma gireceğim sırada "acaba neden bu kadar halsizim, yorgunum ve bacaklarım titriyor ki" dediğimde "aa ben gün boyu bişey yemedim galiba ondan" diyorum...
düşünün bi, hayatta kaç kişi karnı açlıktan guruldamada tavan yapmışken kalkıp birşeyler atıştırmak yerine "aman dur iki dakka geçer birazdan açlığın" diyerek yemek yeme eziyetinden kaçan ve hakikaten açlığı kesilen, hatta ve hatta açlığın zirvelerinden birden büyükk bir tokluk hissine geçer ki
yemek yemeyi bir eziyet gibi gören, iştahla yemek yiyen ve kendini tutmak zorunda hissettiği için üzülen insanlara gıpta eden ben, tahmin edebileceğiniz üzere sıfır beden...
tıpkı kilosuna laf attığınız ve şişmansın zayıfla dediğiniz insanların sevgi dolu bakışlarına maruz kalamıyor hatta size düşman kesildiğini hissediyorsanız, ben de bana "çok zayıfsın, kemiklerin sayılıyor, bu kadarı da çirkin, azcık ye, kilo al" diyen insanlardan nefret ediyorum...!!!