Tuesday, August 14, 2007
Monday, August 6, 2007
Sunday, August 5, 2007
"Hafta sonu TV de bir program izledim. Bu seyrettiğim ikinci bölümüydü. Türkiyeli en meşhur caponumuz Ayumi sunuyor programı ve Türkiye’de yaşamayı seçen yabancıların evlerine gidiyor, geziyor ve “neden Türkiye?” diye soruyor. Bu haftaki konuğu Alex Dave isimli aslen Amerikalı ama 10 yıldır Türkiyeli ve artık Türk gibi hissediyorum diyen 28 yaşlarında bir beydi. Önce kim olduğunu çıkaramadım, Ayuminin sorularına verdiği akıllıca cevaplar ve aksanı birazıcık bozuk dahi olsa kurduğu mantıklı Türkçe cümleler programın ilerleyen dakikalarını da merakla izlememi sağladı
Efendim, Alex Dave ilk önce ailesi ile çocukken gelmiş Türkiye’ye. Önce alışamamış ve geri dönmüş Amerika’ya. İkinci kez ve daha büyüdüğünde geldiğinde ise buraya yerleşmeye karar vermiş. Mesleği İngilizce öğretmenliği kim bilir belki de dil eğitimine dair incelikleri bilmek Türkçe öğrenmedeki azmi ile birleşince bu raddeye gelmiş. Konuşmalarında seçtiği kelimeler sıradan bir vatandaşımızın günlük hayatında kullandığı kelime hazinesinden daha genişti. Ayumi yanında fark edilir derece de yabancı kaldı. Özellikle hırs ve heves kelimelerini farklarıyla kullanması beni çok etkiledi.
Alex Dave İngilizce dersleri vermesinin yanı sıra arkadaşlarının teklifiyle dublajda da görev almış, son olarak da sağır oda da ajan olarak rol oynamış. (Ben de o an çıkardım kim olduğunu) Tabii orda aksanını iyice bozuyor rol icabı. Normalde kullandığı Türkçe, Karadenizlileri andırıyor. Hakikaten de Laz mısın diye soranlar oluyormuş. O da bazen “evet Bayburtluyum” diyormuş : )) Ayumi ne dese beğenirsiniz “ben de Eskişehirliyim diyorum” ( bu kısımda koptum gerçekten, zira Eskişehir civarında tatar kökenli ve çekik gözlü vatandaşlarımız yaşıyor, ama sen aksandan fena kaybediyorsun Ayumicim bence Alexden ders almalısın :P)
Alex, Türkçe öğrenmeye özel dersler alarak başlamış, ne kadar hırslı ve hevesli olduğu konuşurken bile anlaşılıyordu, kütüphanesinde pek çok roman vardı Orhan pamuk ismi dikkatimi çekti ayrıca tam bir Tanpınar hayranı, konuşmasında ondan alıntılar yaptı. "Türkler çok sıcaklar yıllar sonra yolda karşılaşında 'aaaaa nasılsın nerelerdesin yahu' diyerek nasıl candan sarılıyorlar" deyip gülümsüyor ve oldukça imrenerek bakıyor Türk kültürüne. Ve itiraf ediyor "Amerika'ya ziyaret yaptığımda (Böyle konuşuyor, Amerika'ya ziyarete gidiyor, Türkiye'ye dönüyorum"! ilginç dimi) aileme kızıyorum, oturuyoruz mesela, 'hani çay kahve hani ikram' diyorum, onlar da 'kalk dolaptan ne istiyorsan al' diyorlar, o zaman düşünüyorum 'hımmm evet bu bir Türk adetiydi' diyorum, sanırım artık Türkleştim" diyor.
Evet bütün bunları neden anlattım, zira Alex beyefendinin konuşmasında bir şey çok dikkatimi çekti ve çok etkilendim, Osmanlıca merakı varmış ve ne dedi biliyor musunuz “bence Türkçenin Osmanlıcadan farkı yok ve bence yaşatılması gereken bir dil, örneğin bir ‘teveccühünüz efendim’ kelimesini özellikle günlük hayatımda kullanıyorum, insanlar buna şaşırıyorlar ama bence bu kelimelerin yaşatılması gerekli”
Dedi…
Bir yabancının özellikle dil konusunda cahil ve tembel oluklarına inandığımız Amerikalılardan (Alex de bu tembelliği itiraf etti) birinin bizim dilimizi korumak için gayreti beni hayrete düşürdü. Gençliğimizin ve farkında olmadan aslında hepimizin el birliği ile öz Türkçemizi nasıl katlettiğimizi, dilimizi nasıl öldürdüğümüzü fark ettim.
Türkçemize sahip çıkmalıyız azizim, yoksa yakında bir yabancı gelip çocuklarımıza dil dersi verecek…"
Not: Teveccühünüz kelimesinin Arapça bir kelime olduğunu sen okuyucu gibi ben de biliyorum, ama bu onu Osmanlıcanın ve günümüz Türkçesinin nadide ve önemli bir kelimesi yapmaktan çıkarmaz sen de bunu bil…
Saturday, August 4, 2007
"İçimde koca bir boşluk var sanki bir zamanlar bir arkadaş söylemişti “içi boş bir çınar gibiyim dimdik duruyorum ama nafile içim boş” demişti.
Kendimi bir boşlukta yüzüyor gibi hissediyorum. Ağlamak dahi doldurmuyor içimi.
Bu gece gördüğüm rüya da her şeyin tuzu biberi oldu.
Bir şeyler yapıyorsunuz ortamınızda. İyisiniz de yaptığınız işte. Ama sizi fark etmesini istediğiniz insanlar bırakın sizi takdir etmeyi, sizi görmezden dahi geliyorlar, tam 1 senedir bunun sıkıntısını yaşayıp her hatırladığımda “Neden? Neden??” diye kendimi yemekten bıktım usandım artık.
Birileri neden çıkıp açıklama yapmıyor bana. Hak ettiğim fırsatları neden başkaları elde ediyor, tek başıma savaşmaktan bıktım artık, motivasyonumu yitirdiğimi hissediyorum. Beni kamçılayan hiçbir şey kalmadı sanki.
Rüyam da işte tam bununla ilgiliydi. Hak ettiğime inandığı fırsatlar için beklediğim açıklamayı yapıyordu birileri. Uyanınca ağladım, ağladım… Akşam da sinirlerim bozulmuştu ve ağlayarak uyumuştum.
Allahım! Artık refah istiyorum sen yardım et!"
Bu rahatlık günlerinden birinde tramvaydayım efendim, karşıma iki hanım oturdu, toplasanız iki karış kumaş giymişler, tramvayda da klima çalışıyor haliyle.
Başladılar söylenmeye “hava zaten serinmiş, klimaya ne gerek varmış” mışmış da mış…
Serin dediği hava da 30 derece...
Kusura bakmayın hatunlar, normal giyinen insanlar için hava oldukça sıcak ve klima da yersiz değil…"
Friday, August 3, 2007
işte bu sıkıntıyı gidermek için konulmuştur bu düğmeler, caddenin her iki yanında da olur ki ikisine de aynı zaman diliminde basıldığında, elektronik sistem otomatik olarak yayaya öncelik tanır...
Gelelim yazımızın ana fikrine....